hazırlandım, adalara gidiyorum biraz işim biraz da düşüm var. belki birkaç kare, kulağımdaki titreyen egzoz sesine cigarettes after sex - sunsetz eşlik edecek.
"Başımız belada! Çünkü siz ve diğer 62 milyon Amerikalı şu an beni dinliyor. Çünkü %3'ten daha azınız kitap okuyor. Çünkü %15'ten daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz bu ekranda gördükleriniz. Şu an dışarıda, bu ekranda gördükleri haricinde hiç bir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran ilahi bir vahiy gibi. Bu ekranlar başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakların tek sorumlusu biziz. Ve bu dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem lanet olası propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye ne bok sorulacağını kim bilebilir! Şimdi beni dinleyin: Televizyon gerçek değildir. Televizyon lanet olası bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, bir karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır. Biz eğlence dünyasındayız.Ama sizler sa...
Liseye gidiyordum abi. sıradan, ortalama bir çocuktum işte. hep arka sırada otururdum. hiç arkadaşım yoktu. okuldan nefret ederdim. hep saçlarımı uzatmak isterdim, babam hep keserdi. babamdan da nefret ederdim. ne zaman kafamı kazısa, karaktersiz bir tip olup çıkıveriyordum ortaya. çocukken saçın çıkıyorsa ve sen kelsen herkes seninle dalga geçer abi. sürekli bugün cuma, enseni kapa diye vurup dur…urlardı. babam her kafamı kazıdığında kendimden nefret ederdim. çok salak bir tipim olurdu. ne yapayım, benim de kemik yapım böyle. her neyse işte abi, sınav yaparlardı, ben hep düşük not alırdım. gene böyle bir gün sınav yaptılar, hoca kağıtlarımızı dağıttı kontrol etmemiz için. bende gittim sınıftan çocuklardan sınav kağıdımı karşılaştırdım. aynı şeyleri yazmıştık. onlara on vermiş, bana altı vermiş. sonra ben dayanamadım, gittim hocaya abi, ne iş hoca dedim ya, herkesle aynı şeyleri yazmışım, bana altı vermişsin. kopya çekmişsindir dedi, sana güvenemedim dedi. arka sırada oturan, kel...
Bu rutubet kokan pencerenin, beyaz halinden küflenmiş siyaha dönen ahşap panjurlarını görmek iç açıcı olmasa gerek. Fakat asıl heves veren ve bu duruma katlanmamı sağlayan şey benim hayata böylesine bir pencereden bakmamı sağlayan bir umut tanesi. Her ne kadar güneşte ki aydınlık ışığının odama girmesini kalın perdem ile engellesem bile ve pencere ile içli dışlı olmasam bile, kafamı oradan çıkartıp her baktığımda insanları unutup tabiatın yüceliğini günün akşam üstü vakitlerinde hafif esen rüzgarını içime çekip etrafı kısa bir süreliğine izlemek içimde ki küçük umut tanesinin yeşermesine sebep oluyor.. Merak etmiyor değilim, o pencereden kafamı çıkartmak yerine çürümeye ramak kalan bedenimin ne zaman oradan geçeceğini, bu yaşama insanlara katlanma evresinin ne zaman nasıl bir şekilde son bulacağını merak ediyorum. O gün gelene kadar içimdeki toz halinde de olsa küçük umut tanesini gizli gizli beslemeye çalışacağım. Avarelik ile geçen yaşamımın büyük bir kısmının değişeceğini umuyorum. ...