Kayıtlar

Haziran 2, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bazı aşklar

Resim
bazı aşklar sonsuz olmak için yaratılmıştır. bazı aşklar, daha hiç başlamadan sonsuzluğa uğurlar kendini. o aşklar ki, en büyük aşklardır.  bir gidenin olduğu büyük bir aşk tanıyorum. bir gidenin olduğu, ama gidenin de kalan kadar çok sevdiğini düşündüğüm bir aşk. kendisinden emin olduğum, kendisine tutkun olduğum bir aşk.  evet bir gideni var ama gittiği belli olmayan bir giden. bu giden, öyle bir gitmiş ki, kalana yüzlerce kez seni sevmiyorum dese de inandıramazmış kendisine. kalansa, kalanmış işte: yenik, bitkin, kaybetmeye alışkın ve sessiz. kalanın göğüs kafesinde bastırdığı çığlıklar varmış. bastırmış çünkü annesi mutfaktaymış. bastırmış çünkü annesi üzülsün istememiş.  ama kalan öyle bir üzülmüş ki, tüm gün yakan kavuran hava bir anda ağlamaya başlamış. bana sorarsanız eğer yalnızca kalanın hüznü dökülmüş bulutlardan. peki ya giden? bu giden her zaman bildiklerimizden değil. bu giden, öle öle gitmiş. bu giden yalnızca kabullenmek için, uzaklaşmak için gi...

Hem de çok.

Resim
ne yazık ki, senin güzelliğine bir isim bulunamıyor sevgili. saksılara karanfiller ekiyorum, içime papatyalar. karanfiller büyüyor sevgili. bilirsin, karanfil severim. ve bilirsin, en çok papatya gibiyim. sense, bir papatyanın tüm sevmiyor’ları. ne tuhaf değil mi masum bir çiçeğe, ağır yükler yüklemek. papatyaları, bana benzedikleri için seviyorum. bana da ağır yükler yükleniyor her seferinde. bir papatya gibi sevmiyorlarla suçlanıyorum. suçlanmak ne kötü sevgili! seni özlüyorum. bana hiç almadığın o papatyaları da özlüyorum. bak, sen gittin. eğer bana bir papatya almış olsan ben sen gibi sevecektim onu. tamam şimdi anlıyorum, sana dair bir şeyi sevmemden korkuyorsun değil mi? korkma sevgili, ben seni hoyrat kış gecelerinde soğuktan titrerken bile sevdim. öyle ki, ısındım. Hayır! ben seni bu anlattıklarımdan daha çok sevdim. bana bıraktığın yarım yamalak hayata bile, senden geliyor diye, sırf senden geliyor diye sımsıkı sarıldım.  âh, bak! senden gelen üç beş kelebek...

Yaram var

Resim
Benim de bir yaram vardı. Ama bu öyle bir yara ki. Nasıl anlatsam, derime, derinlerime işlemişti sanki. Kurtulmak o kadar imkansız ve berbattı. Ben de kurtulma çabasında değildim hiç. Yaşıyordum ama o hep benim kolumdaydı. Bazen bacağıma yapışmış minik çocuğum gibiydi. Gülümserken burnun acır ya hani, öyleydi işte. Hep yanımda, göz kapaklarımdaydı. Bu öyle bir yaraydı ki, seviyordum. Her nefesin ardından seviyordum. Kördüm ben göremiyordum beni bitirdiğini, içten içe öldürdüğünü. İçim çürümüştü ve ben bunu fark edemiyordum öyle kör kütüktüm bu yarama ben.  Bir gün öldüğümü fark ederek uyandım. Yaram hala benimleydi, ama yara artık benim değildi. Benden geçmişti hatta beni terk etmişti. O an, işte o an eksik kaldım. Birkaç gün yaranın eksikliği ile gezdim. Sorun etmedim. Hala oradaydı. Hissediyordum ama bastırılması gereken çığlıkları vardı kalbimin. Bastırdım. İlk kez. Gözyaşlarım içime aktı, vücudum sular altında kaldı. Ama hala hayattaydım.  Ve bir gün uyandım. Biri y...

Garib bişeyim

Resim
garibim. Tutuk ama mutlu, yorgun ama iyiyim. Bir sürü gibiler taşıyorum yüreğimde ve ger biri zerrelerime dağılıyor. Ne zaman sen, desem ne zaman adını ansam içimde büyük bir boşluk oluşuyor. Her seferinde biraz daha yaralanıyorum yokluğunda. Canımı yaksaydı ama yanımda olsaydı, diyorum. Kendime acıyorum. Acıyı sevişime. Kötümser bakıyorum haricindeki her şeye. Adını gördüğüm minibüs camlarına kocaman gülümsüyorum. İnsanlar bakıyor yüzüme, ”seviyorum” dercesine acı acı gülüyorum. Sen sınırlarda yaşamayı seviyordun, şimdi ben de seni sınırlarda yaşıyorum. Bazen sınırın ötesine geçiyorum ve oradan can kırıklarımı topluyor bir dost, sevgi parçalarını … Gözüme baktığında, içime bakıyorsun gibi, çıplak hissediyorum kendimi. O, diyorum. Biliyor her şeyi, dayanamadığımı. Acıyor bana ve ben de kendime acıyorum. Belki ondan fazla. Suçum yok ama af diliyorum, ”ölesiye sevmek”le, ”sınırda” yaşıyorum.

Beni merak et

Resim
”seni merak ettim” bence bu dünyanın en güzel cümlesi olsun. beni merak et. bir çay demle, bir çay koy, bir çay iç. hepsini sen yap, ben yalnızca seni izleyim tüm hayranlığımla. beraber bir trafik lambasının yeşile dönmesini bekleyelim. biz seninle hiç yeşili beklemedik. işte, bekleyelim. sonra sen, sıcak bir temmuz akşamında karpuz kes. bende hayran hayran seni izleyeyim. sevileyim, ölesiye. ama biri tarafından değil, senin tarafından sevileyim.  senin diş fırçanı, senin tarağını, senin.. parçalarını gördükçe içimden bilinmedik dillerde bilinmedik şarkılar yükselsin.  bazı geceler uyanıp seni izleyeyim, sonra sen bunu hissedince beni göğsüne göm. o zaman minik tebessümler uçuşacak dudaklarımdan. bizim, seninle yüzlerce fotoğrafımız var biliyor musun? bilmiyorsun.

Çok sevmek

Resim
Güzel bir gündü. Parlak ışıkların ve güneşin yaktığı bir gün. Özel bir gün. Senin yanımda olduğun her gün gibi bugün de özeldi. İçimde sürekli acıyan şeyler vardı; tarif edemediğim, sürekli canımı acıtan ve beni zorlayan. Seninleyken bile peşimi bırakmayan acılarım vardı. Her an yorgundum ve sana muhtaçtım. Birine muhtaçtım ve beni en iyi sen anlamıştın o zaman, sana muhtaç olmuştum bende. Seninle nefes almaya başlamıştım. Sen de bana muhtaçtın. Ben sensiz ne yapacağımı bilemiyordum, sen de bensiz savunmasız kalıyordun. Ama acılarına tahammül etmesini öğretmiştin sanki, hep güçlü görünüyordun. Her zaman. Bense daima kırgındım, her zaman biraz üzgün ve her zaman yıpranmış. ”Üzülen sadece sen değilsin” derdin, üzülen sadece ben değildim, bunda haklıydın ama unuttuğun bir şey vardı. Her zaman en çok ben üzülürdüm.  Sen yanıma gelecektin  şimdi, güçsüz bedenim senden destek alacaktı, tüm hücrelerim senden destek alacaktı. Sadece sımsıkı sarılacaktım ve dünyaya yeniden g...