Kayıtlar

Öne Çıkan Yayın

18519

“anlaşıldı.” dedi mete. “boğazımdaki bu gemici düğümüyle yaşama alışmalıyım.” içinde biriktirip söyleyemediği kelimeleri yutkunurken boğazında oluşan adem elmasının dili olsada konuşsa, ağzından iki kelime zor çıkardı zaten. artık onu bile mumla arayacaktık. elbette bülbül olduğu insanlar vardı ama şimdi nerdeler kim bilir.  artık çay içmeye bile uğramaz oldu, önceden çayocağının önünden geçerken bir çayımı içip bana sataşmadan durmazdı “feridun ağbi yapıyorsun bu işi bak, çayının sırrını belgesele mi döksek ne yapsak benim terasa kadar geliyor kokusu” diye dalga geçerdi hep.  şimdilerde kendini işine gücüne vermiş evden çıkmıyormuş gece yürüyüşleri dışında. bir ara bir rüyasını anlatıyordu gözleri gülüyordu üst üste kaç bardak çay içmişti sayamamıştım o kadar hararetliydi, bir ara gözleri doldu sara hastalığına yakalanmış nöbetler geçiriyormuş rüyasında.  o gün anladım zaten bir şeylerin ters gittiğinin hayatında. bazen dükkanın önünden geçiyor elinde bir uku...

Merhaba

Merhaba. Uzun süre oldu hatta çok uzun. 2018 tarihi biraz alengirli geçti defalarca yazıp yazıp sildiğim şeyler oldu, şunu fark ettim blogun istatistiğine baktığım zaman ilk açtığım zamanlarda günde 3-5 yazı yayımlıyormuşum. Yıllar geçtikçe her ay bir yazı yazma alışkanlığına kadar düşmüş şimdi geldiğim nokta ise senede bir yazı... Bundan sonra daha sık yazmaya gayret edeceğim buraya. Çünkü nereden geldiğimi unutmamam lazım.

Acı gerçek:98756411

Bugün arkana 3-5 alkışçı bul (tabii karşılıklı) edebiyat hakkında hiçbir şey bilmesen bile kitabın çıkıyor ve tutuluyor… Yani aslında nasıl lanse edildiğin önemli o eserin nasılı, nedeni, geçmişi, geleceği (sadece o an) önemsenmiyor bile. Bu hale gelmesi üzücü. Önceden bloglar vardı kişi orada yoğururdu kelimelerini iskeleti orada oluştururdu sonra kitap aşkıyla yanıp tutuşurdu artık tam tersi.. Blog süreci şart değil elbet; ortada tahrib edilmiş bir şablon var zaten dediğim gibi nasıl algı oluşturduğun önemli artık..

aslında

hep yaptığımız şeyleri dillendirmedik gösterişten uzak olduk diye bu haldeyiz. gözden uzak sadeliğin peşinden koştuk diye kıyıda köşedeyiz. “şunu okudum, şunu izledim, şuraya şöyle gittim, şunu yedim, şuna yardım ettim, şuna böyle kötülük yaptım” demedik diye onu yapmamış olduk.. bazen insanların kendini kanıtlamak ya da dikkat çekmek istememesi -konuşmak istememesi- öldüğü anlamına gelmiyor. ya da “geçmişinde bir takım zımbırtılar yaşadığı için sessiz kaldı kabuğuna çekildi” anlamına da gelmiyor. basmakalıp ezberlerden sıyrılalım, bunları melankoliye karamsarlığa sığdırmayı bırakalım artık, ha evet onlara daha yakın. ama illaki o olacak değil. 

Apartman Dergi 7. sayı

Resim
SÜR(GÜN) MANŞETLER Bir ülke düşündü karakter, ne de olsa öyküye girecekti önce bir evrilmesi pişmesi lazımdı. Bu ülkede bir gazetenin sahibiydi, kıyıda köşede kalmış. Sansür muzdaripi tozlu raflara sürgün edilmiş manşet kesitleri her gün onlarca davaya kışkırtmaya tehdite ortadan kaldırılmaya maruz kalan bir gazete değildi. Neydi bütün bunların sebebi? Adalet arayışı, hak arayışı, gerçeğin yüzü, imkân sahiplerine farkındalık ve duyar kazandırma aracıydı bu gazete. Karakterin sürgün ettiği manşetlerde bir engelleme veyahut kısıtlama durumu yoktu, sadece yeterli ilgi ve alaka yoktu. Bayilerin raflarında görüldüğünde bakmaya tenezzül etmiyorlardı, biliyorlardı çünkü içinde ne olduğunu. Bilinçli bir ülke... Bir babanın maddi durumunun kısıtlı olması nedeniyle kızına ilaç yetiştirememesine kayıtsız kalıyordu insanlar, bir öğrencinin sistem mağduru ya da yaşlı bir kadının trafik mağduru olmasına göz yumuyordu insanlar, bir doktorun şiddet görmesine bir öğretmenin atanamamasına küç...

Apartman Dergi 2. sayı

Süzgeç Kalıp Yaşadığımız, yani içinde bulunduğumuz çağın en büyük onarımların'dan biri artık herkesin her şeyi bilme kavramının doğması, artık herkesin her şeye erişebilme avantajı. Tabi ki de hiç fark etmediğimiz bir şekilde oldu. Bunlar beynimiz ile, kendi kendimize kendi irademiz ile olması gerekirken, başkalarının dayatması; dayatmadan kastım ortaya sunduğu teknolojik nesneler ile bize en güzel imkanlar sağladıklarını sanmamızı sağladılar. Ve de bizi kendi içimize kendi düşüncemize dönmek yerine aksine onlardan bizi uzaklaştırmak ve her şeyi onların bize sunduğu şeyler açısından onların dayatmasından güzel bir renk haline getirerek bunu bir çeşit minnettarlık üzerine sundular. Bunun en kötü durumlarından biri de doğallıktan hallice insan beynine önceden bir şey koymak, o şeyi bilmesi ya da bilmemesi önemli değil. Onu yönetmek onun düşüncelerini dondurmak adına ona hazır kalıplar yerleştirmek oldu. Bunun en kötü tarafı da çağımızın kötücü duygusuna yer vermek oldu, yani ön ...

Apartman Dergi 1. sayı

Resim
Kapının sesi ile uyandım. Uyanmamak elde değildi, hayvanın biri kapıma tecavüz ediyordu. Uyuşukluğum ile kalkıp "keşke tek seferde kırsaydın da bu gürültüye maruz kalmasaydım" diye açtım kapıyı. Karşımda Feridun abi belirdi. İçimden hayvan dediğim için özür dileyip saygı duydum. Severim Feridun abiyi 55-60 yaşlarında hayatın her şeyinden vardı o adamın donanımında. "Oğlum bir gün uyanamayacaksın şu uykundan bak!" dedi. Bu onun beni selamlama şekliydi. "Abi yapma lütfen annemde yıllarca 'sen uyumaya değil ölmeye gidiyorsun' diyerek tanımlardı uykumu. Neyse nasıl gidiyor?" dedim. Çay koydum ikimize de. “İyi güzel gidiyor, seni şunun için rahatsız ettim Arifim. Bu gün 9 da Edebiyat Kültür Sanat adına konuşma yapılacak önemli kişiler de varmış ikimize yer ayırttım oturur dinleriz." dedi. Garipsedim, ama onunla tartışmaya girmemek için kabul ettim. "Tamam, kaçtım ben o zaman akşam 9 da alırım seni" dedi çıktı bir şey söylememi...

Yenilik

Merhaba, sürekli olarak kullandığım ve yazdığım yer tumblr artık, daha güncel ve etkileşim halindeyim orada. 5 yıl önce bu blogu açarken daha hevesli daha iştahlı kullanıyordum ve bakıyorum da çok dağınık kullanmışım amatörce yazmışım imla hataları yapmışım kusmaya gelmişim sadece, kusmukta karışık kötü ve dağınık olur zaten. Burası benim için çocukluk zamanlarım gibi geliyor eski yaz akşamları tadı veriyor geri dönmek istiyorsun ama eskisi gibi heves heyecan atiklik yok. Tumblr; geceninderinligi

Merhaba

merhaba. uzunca bir süre terk etmiştim burayı, bir deprem olmuştu ve enkaz altında kalmıştım. hala devam ediyor zelzeleler. ve hiçbir zaman gitmiyor gözümün önünden; enkazdan kurtulmam için yardım etmeyen dağılmışlığıma şaşkın gözlerle bakıp yanıbaşımdan geçenleri unutamıyorum. fakat her şeyden önce beni deprem sırasında habersizken sırtımdan boşluğa doğru iteni gözümün önünden alamıyorum. ben onu ararken onu korumak sarılmak için, onun beni arkamdan dara düşürmesini unutamıyorum.