Apartman Dergi 1. sayı
Kapının sesi ile uyandım. Uyanmamak elde
değildi, hayvanın biri kapıma tecavüz ediyordu. Uyuşukluğum ile kalkıp
"keşke tek seferde kırsaydın da bu gürültüye maruz kalmasaydım" diye
açtım kapıyı. Karşımda Feridun abi belirdi. İçimden hayvan dediğim için özür
dileyip saygı duydum. Severim Feridun abiyi 55-60 yaşlarında hayatın her şeyinden
vardı o adamın donanımında. "Oğlum bir gün uyanamayacaksın şu
uykundan bak!" dedi. Bu onun beni selamlama şekliydi. "Abi yapma
lütfen annemde yıllarca 'sen uyumaya değil ölmeye gidiyorsun' diyerek
tanımlardı uykumu. Neyse nasıl gidiyor?" dedim. Çay koydum ikimize de. “İyi
güzel gidiyor, seni şunun için rahatsız ettim Arifim. Bu gün 9 da Edebiyat
Kültür Sanat adına konuşma yapılacak önemli kişiler de varmış ikimize yer
ayırttım oturur dinleriz." dedi. Garipsedim, ama onunla tartışmaya
girmemek için kabul ettim. "Tamam, kaçtım ben o zaman akşam 9 da alırım
seni" dedi çıktı bir şey söylememi beklemeden çayı kaldı öyle, ben içtim.
İlk 5 saniye burnuma kötü bir koku geldi sonra "yok canım ne olabilir
ki" deyip takmadan devam ettim işime...
Dışarı çıktım yürüme saatim gelmişti (18:30) uzun uzun yürüdüm yine, yorulmadan geldim saat 8 de eve vardım kapımın önünde genç bir kadın. Elinde bir dosya klasörü, hippi çantaları tarzında bir kazak üzerinde. Neyse.. "Pardon?" diyerek ne olduğunu sordum. "Ya ben üst katınıza yeni taşındım da daha eşyalarımı yerleştirmeden size koştum yarın edebiyat projemi vermem gerek her şeyi hazırladım bir tek kompozisyona aklım basmadı ilham falan da gelmiyor, yöneticiye sordum 8 numara Arif Beye git dedi, yardım eder misiniz lütfen." Diyerek sonunda ki "lütfen" kelimesinin kadınlarda her zaman ki masum süt dökmüş kedi yüz ifadesini eksik etmedi. İçimden yöneticiye küfrederek oflama nefesi ile "hımm tabi olur" diyerek içeri buyur ettim. En son 10 yıl önce okullarda ki edebiyatlardan nefret etmiştim. Umarım düzelmiştir diyerek içimden umut ettim ve açtım klasörü. Biraz inceledikten sonra yine nefret ettim, bir gram bile değişmez mi be. Güzel dayatma. "Sizin mesleğiniz nedir? Yönetici bey bir şey söylemeyip direkt size yolladı merak ettim doğrusu?" dedi ödevini 5 dakikalık unutmaya çalışıp konuşmak istiyordu sanırım. Uzatmak istemeyip detaya girmeden kaçamakça "eskiden kısa bir süreliğine edebiyat öğretmenliği yaptım" dedim. Bir kaç ilham verici kurgular yerleştirip daha fazla devam etmedim kâğıda, o devam ettirip hemen gitsin diye. Kapı çaldı. Saate baktım 21:05 "Ah Feridun abi" dedim. Koşup kapıyı açmaya gitti yağcılık maiyetinde, belli ki devam etmemi istiyordu ödeve. Kapıyı açtı içeri bana doğru bağırdı. "Iımm burada yaşlı bir adam var uzun saçlı senin boylarında, seni soruyor?" dedi. Feridun abi "pardon? Sende kimsin?" diyerek merak etti. Kapıya koştum. Gülümsedim saatimi gösterdim geç kaldın simasında gülümsüyordum. Odama giyinmeye giderken "hadi bakalım yeter bu kadar toparlan, devam ettirebileceğin kadar yardım ettim, rica ederim iyi günler." diyerek kovma kıvamında gönderdim. "Feridun abi üzerime bir şeyler alıp geliyorum" diyerek ceketimi pantolonumu giyip anahtarı alıp çıktım. Apartmanın merdivenlerinden inerken gülüyordu Feridun abi kıs kıs. "Hayırdır Arifciğim, özel ders mi veriyorsun yoksa bir çeşit bakıcılık gibi bir şey mi bu" dedi sesli gülmeye başladı. "Hımm, peki neden belki de yardım ettiğim alternatifi gelmiyor ilk önce aklına abicim" dedim. "Bilmem hiç öyle görünmüyordu." dedi. Sinir oldum. "Abi küçük hanım öğrenci, yeni taşınmış buraya ödevine yardımcı oluyordum. Daha evini yerleştirmemiş yarına edebiyat projesini vermesi gerekiyormuş bende uzun zamandır birine yardım etmiyordum uğraşayım dedim." diyerek konuyu bitirmek adına açıklayıp konuyu değiştirdim.
"Eee abi işler nasıl?" diye sordum. Fakat konferans salonunda buldum kendimi bir an. "Bu kadar yakın mıydı yahu" diyerek garipsedim. İçeri girdik Feridun abi oturacağımız sandalyeleri ararken içeriyi süzdüm. Aman tanrım. Hemen hemen herkesi tanıyordum içeride ki. Keza hepsinden de nefret ediyordum. Primciler, hırsızlar, edebiyatı yanlış anlayan, yanlış kullanan cahil kesim. Hepsi bir aradaydı. Hepsi ile 5 6 yıllık zorunluğu tanışma evrem var. Feridun abiye çamur atmayacaktım beni neden buraya getirdiği için, çünkü onunla 3 yıldır beraberdim ve buradaki sahte insanları herkes gibi çok satan çok okunan çok sevilen sıfatı ile biliyordu benim gibi işin gerçek iç yüzeyini bilmiyordu. Ayıp olmasın diye katlandım oturdum yerime. Konuşmacı; klişe sözler ile herkesi rahat ettirme cümleleri savuruyordu, yavaş yavaş isimler okuyup birde onlara hak etmedikleri yazar-şair unvanları koyuyordu isimlerinin başlarına ve kürsüye davet edip edebiyatın ülkemizde ki son 15 yılını değerlendirmelerini istiyordu katılımcılardan. Kürsüye kalkan herkes yapmacık duruşlar sergileyip cümlelerine bir kaç farklı terimler ekleyip sanatkâr endamını göstere göstere geri yerine iniyordu. Saat 23:18 bunalmıştım artık etrafıma bakıp duruyordum bir süre sonra, çünkü herkesin neyin ne olduğunu biliyordum bu salonda ki... Dillendirmezdim fakat bende 20 yıldır edebiyat kültür sanat dünyası ile iç içe seve seve ilgileniyordum genel gündemden çok edebiyat gündemini takip ediyordum fakat dillendirmeyi sevmezdim işte. Tam yarım kalkıp Feridun abinin omuzuna dokunup kulağına yaklaşarak "abi ben bir hava alıp geleceğim” dedim müsaademi isteyip tam doğruldum ki kulağıma bir ses geldi kürsüden. "Ve son konuşmacımız, yazar olmasa da kalemini amatör dergilerde gazeteler de gösterse de onunda bu konu hakkında söyleyecekleri vardır buyurun Sayın Arif Kaçak. Ağır çekim ile Feridun abiye baktım. Gözlerim sinir kustu ona karşı, nasıl haber vermez böyle bir şeye. Gülüyordu. Çantamı bırakıyormuş gibi yapıp Feridun abiye eğildim "Abi bu nasıl bir şaka yaşından başından utan böyle eşek şakası mı olur ne konuşacağım ben şimdi" deyip çaresizlik ile kürsüye doğru yürüdüm. En arkadan geliyordum, en öndeki nefret ettiğim sahte kişilikler kim geliyor diye merak edip kafasını arkaya doğru çeviriyordu belli ki ismimi duydukları halde ün ilgi şöhret kafalarını çok karıştırmış unutmuşlar beni. Fakat geldiğimi gördükleri an hepsinin yüzünde bir anda şaşkınlık ve hatırlama mimiği belirdi.
Uzun zamandır hiçbiri ile görüşmüyordum, kişisel olarak da görünmüyordum zaten onlara. Konuşmacı "başlamadan önce bir şey sormak istiyorum Arif Bey, isminizi hiç duymadık bu piyasa da burada geçen kayıtlarda pek duyulmayan kıyıda köşede kalan dergilerde bir kaç şiirleriniz öyküleriniz yayınlanmış o kadar, duyulmamış bilinmeyen biri olarak son 15 yıldır ülkemiz de edebiyat ne durumda ve ne duruma gidiyor bu çerçeveden değerlendirir misiniz?" dedi. Ne demeye çalışıyordu bu gerzek herif anlamamıştım doğrusu. O sorana kadar ne diyeceğimi düşünüyordum zaten. Dirseğimi kürsü masasına koyup elimi çeneme götürdüm. Sol elimle kafamı kaşıdım önüme bakıyordum. İçimde ki ses; "hiçbir zaman nefretini kusmadın bu insanlara karşı, ne yaptıklarını ne yapmaya çalıştıklarını biliyorsun en gerçek bir şekilde. Tamda sırası 3 5 kamera da kayıtta iken konuşmalısın." Diyordu. Nefes alarak "hımm, evet" dedim. En arkaya baktım Feridun abi çaresiz kaldığımı bir söyleyemediğimi gördüğü için gülüyordu eli ağzında. İçimden "peki Feridun abi sağol" dedim. Ve başladım. "Öncelikle ben bir yazar değilim. Hele edebiyat hiç piyasa değil. Bu ön sıralara koyduğunuz ve yaptıklarından dolayı onlara yazar-şair unvanı verdiğiniz kişilikler de ne yazar nede şair. Hepsini tanıyorum. Hepsinin kitaplarını okudum, söyleşilerini dinledim. Fakat onların haberi yok. Hepsinin ilk çıkış noktalarına kadar biliyorum. Primler ile reklamlar ile hırsızlık ile taklitçilik ile para ile buralara kadar geldiler. Gerçek edebiyat donanımı barındırmıyor hiçbiri içinde. Şu önde oturan ilk 15 kişinin 3 5 cilt edebiyat başyapıtlarını bile okuduklarından şüpheliyim. Fakat bu ülkede o kadar koyu koyuna dikkatsizlik saflık var ki bu konuda. Bir şeyler yazan herkesi yazar sanıyorsunuz. 3 5 dize dörtlük yazan herkesi şarkıcı şair kalıplarına yerleştiriyorsunuz bir gram sorgulamadan merak etmeden. 3 5 kitap okuyup etkilenip kitap çıkartan insanların bu gün çok satanlar listesinde yeri var. Ve bu dikkatsizlik içinde ki bu berbat durum kitap çıkartmayı piyasa haline getirdi kolay bir şey haline getirdi günlük tutma tarzı bir kalıp haline getirdi. Bu gün twitter denen sosyal paylaşım sitesinde sıfır donanımı olan bir gencin edebiyat kültür sanat adına kulaktan duyma sağdan soldan bir şeyler öğrenerek ve sırf takipçi sayısı milyonlara ulaştığı için kitap çıkarmak isteyip anında kitabını çıkartıp reklamlar ile primler ile her yerde gösteren bir edebiyat anlayışı haline geldi. Bu ön sıralarda oturan çok okunan çok satan sıfatında ki insanlar bir köşesinde bile bir söyleşisinde bile bu konuya ses çıkartmadı? Bunun gibi onlarca saçma berbat haksız durumlar var. İşte o genç çocuk şu an bu ön sıralarda oturan kişilerin çocukluk hali ve orta yaşlara gelince o çocuk bu sıfatta olacak hem de hiç hak etmeden? Kürsüye çıkarken bana kıyıda köşede kalmış dergilere sadece yazılarımı yayınladığımı söylediniz değil mi beyefendi? Ben kıyıda köşede kalan dergilerden de ziyade Fanzinlere de yazıyorum? Biliyor musunuz Fanzinleri? Belki hiç duymamışsınızdır? Belki de duymuşsunuzdur biliyorsunuzdur fakat basit olduğu için özensiz düzensiz olduğunu için görünmediği için bilinmediği için listelerin başında olmadığı için görmemezlikten geliyorsunuz değil mi? Tıpkı şu ön sıralarda oturan sahte kişilikler gibi? Çok satan en çok sevilen dergilere yazıp ne yapacağım? Onlara zaten ünlü insanlar yazıyor çiziyor yeterinde reklamlarını yapıyorlar onlar sistemlerini yerine oturtmuşken sizin de dediğiniz gibi benim gibi duyulmamış bilinmemiş kıyıda köşede kalmış birinin yazısını ne yapsınlar ki? Onlar dizi oyuncuları gibi önemli yazarları sinema tiyatro futbolcu şarkıcı vb. işleri yapan fakat aynı zamanda hepsi de ayrı ayrı bir dahi kadar düşünür yazar oldukları için dergiler onları seçiyor. Beni kim ne yapsın. Ki zaten istemiyorum. Edebiyat denen eşsiz güzellik bu ülkede bu hale geldiği için utanç duyuyorum. Ve bu duruma getiren insanlardan iğreniyorum. Geçmişte ki yazarlar-şairler neler yaşadı sırf yazar şair olduğu için? Ne zorluklar çekti işkenceler hatta öldürülenler, sırf yazdığı için o unvan da olduğu için. Gerek Türk yazarlar gerekte yabancı yazarlar, yazarlık farklı bir mertebe his ve çeşit çeşit büyüklüklerde tecrübe isteyen bir şey. İçiniz nasıl rahat olabiliyor 5 yıllık bir insana yazar-şair gibi altından kalkamayacak unvanlar vermek. Siz böyle; toplumun gözüne güzel renkli dayatmalar yaptığınız zaman bu tür şeyler basite indirgeniyor bilmeyen insanlar tarafından." Dedim. Konuşmama devam edecektim hızımı almıştım daha da önemli gerçekleri herkesin yüzüne savuracaktım ki? Kürsüde ki mikrofonu kapattılar. Şaşırmadım. Güldüm. Tabi ki de ne olacaktı yani. Nerde görülmüştü ki gerçekleri avaz avaz bağıran bir insanın tamamen söyleyeceklerini bitirdiği an nerede görülmüş? Nerede görülmüş insanlara asıl olanın yanlış yansıtıldığını bağırırken aynı zamanda bu sistemi oluşturan insanların önüne taş koyduğunuz için sizi rahat rahat konuşturdukları izin verdikleri içlerine sindirebildiklerini nerede görülmüş ben hiç şahit olmadım duymadım da. Güldüm nefret gözlerimi herkese kusarak indim aşağı. Koluma biri girdi. Güvenlik. "Heey? Napıyorsun sen?" diyerek çektim kolumu. "Sakin ol çıkıyorum zaten." deyip ellerimi cebime koydum çıktım. Hiçbir şey olmamış gibi bir sigara yaktım. Feridun abi yanıma geldi. Gülmesinden eser kalmamış. "Babacım ne yaptın yahu?" Diyerek. Bende ki bu nefret adında ki cevherimi mi soruyordu yoksa az önce yaptığım realist tirattan mı söz ediyordu anlamadım. Sigaramı ağzıma götürerek kafamı anlamadım tarzında salladım. "Ne oldu şimdi diyorum hiçbir şey yokken neden öyle alakasız şeyler söyledin?" diyerek yineledi. "Of be abi, boş ver uzun hikâye unut o dediklerimi, sen unutmasan bile o salonda ki herkes birbirine unutturmaya çalışacak her türlü sansür işleri uygulanacak rahat ol, o söylediklerim hiçbir yerde görünmeyecek duyulmayacak dikkate alınmayacak." dedim. Dertli bir ses tonu ile. "Sende belli etmiyorsun ama baya doluymuşsun bu konuda" diyerek yokladı beni. "Keşke edebiyat bu halde olmasaydı da böyle nefretlik bir donanımda olmasaydım be abi, bakma öyle güzel konuştuğuma o salonda söylediklerimin hepsi acı içinde iğrenç söylemler... Çay içelim mi yahu? Ağzım kurudu hadi gel." dedim. Haluk abinin çay evinin yolunu tuttuk. Çayımızı içtik. Evlere doğru dağıldık. Kapımın önüne geldim. Kapının önünde bir not. "Teşekkür ederim. Senin sayende bitti ödevim." Hiçbir tepki vermeden aldım buruşturup cebime koydum. Odama geçip maillerime baktım kızım lise mezuniyet elbisesinin fotoğrafını atacaktı. Bir mail gelmişti bir avukattan. Teoman Yalın benim hakkımda şikâyette bulunmuş salonda ki söylediklerimden dolayı dava açılmış. Güldüm. Ve bu kadar hızlı olmasına; söylediklerimden bu kadar rahatsız olmalarına şaşırıp bir daha güldüm.
Dışarı çıktım yürüme saatim gelmişti (18:30) uzun uzun yürüdüm yine, yorulmadan geldim saat 8 de eve vardım kapımın önünde genç bir kadın. Elinde bir dosya klasörü, hippi çantaları tarzında bir kazak üzerinde. Neyse.. "Pardon?" diyerek ne olduğunu sordum. "Ya ben üst katınıza yeni taşındım da daha eşyalarımı yerleştirmeden size koştum yarın edebiyat projemi vermem gerek her şeyi hazırladım bir tek kompozisyona aklım basmadı ilham falan da gelmiyor, yöneticiye sordum 8 numara Arif Beye git dedi, yardım eder misiniz lütfen." Diyerek sonunda ki "lütfen" kelimesinin kadınlarda her zaman ki masum süt dökmüş kedi yüz ifadesini eksik etmedi. İçimden yöneticiye küfrederek oflama nefesi ile "hımm tabi olur" diyerek içeri buyur ettim. En son 10 yıl önce okullarda ki edebiyatlardan nefret etmiştim. Umarım düzelmiştir diyerek içimden umut ettim ve açtım klasörü. Biraz inceledikten sonra yine nefret ettim, bir gram bile değişmez mi be. Güzel dayatma. "Sizin mesleğiniz nedir? Yönetici bey bir şey söylemeyip direkt size yolladı merak ettim doğrusu?" dedi ödevini 5 dakikalık unutmaya çalışıp konuşmak istiyordu sanırım. Uzatmak istemeyip detaya girmeden kaçamakça "eskiden kısa bir süreliğine edebiyat öğretmenliği yaptım" dedim. Bir kaç ilham verici kurgular yerleştirip daha fazla devam etmedim kâğıda, o devam ettirip hemen gitsin diye. Kapı çaldı. Saate baktım 21:05 "Ah Feridun abi" dedim. Koşup kapıyı açmaya gitti yağcılık maiyetinde, belli ki devam etmemi istiyordu ödeve. Kapıyı açtı içeri bana doğru bağırdı. "Iımm burada yaşlı bir adam var uzun saçlı senin boylarında, seni soruyor?" dedi. Feridun abi "pardon? Sende kimsin?" diyerek merak etti. Kapıya koştum. Gülümsedim saatimi gösterdim geç kaldın simasında gülümsüyordum. Odama giyinmeye giderken "hadi bakalım yeter bu kadar toparlan, devam ettirebileceğin kadar yardım ettim, rica ederim iyi günler." diyerek kovma kıvamında gönderdim. "Feridun abi üzerime bir şeyler alıp geliyorum" diyerek ceketimi pantolonumu giyip anahtarı alıp çıktım. Apartmanın merdivenlerinden inerken gülüyordu Feridun abi kıs kıs. "Hayırdır Arifciğim, özel ders mi veriyorsun yoksa bir çeşit bakıcılık gibi bir şey mi bu" dedi sesli gülmeye başladı. "Hımm, peki neden belki de yardım ettiğim alternatifi gelmiyor ilk önce aklına abicim" dedim. "Bilmem hiç öyle görünmüyordu." dedi. Sinir oldum. "Abi küçük hanım öğrenci, yeni taşınmış buraya ödevine yardımcı oluyordum. Daha evini yerleştirmemiş yarına edebiyat projesini vermesi gerekiyormuş bende uzun zamandır birine yardım etmiyordum uğraşayım dedim." diyerek konuyu bitirmek adına açıklayıp konuyu değiştirdim.
"Eee abi işler nasıl?" diye sordum. Fakat konferans salonunda buldum kendimi bir an. "Bu kadar yakın mıydı yahu" diyerek garipsedim. İçeri girdik Feridun abi oturacağımız sandalyeleri ararken içeriyi süzdüm. Aman tanrım. Hemen hemen herkesi tanıyordum içeride ki. Keza hepsinden de nefret ediyordum. Primciler, hırsızlar, edebiyatı yanlış anlayan, yanlış kullanan cahil kesim. Hepsi bir aradaydı. Hepsi ile 5 6 yıllık zorunluğu tanışma evrem var. Feridun abiye çamur atmayacaktım beni neden buraya getirdiği için, çünkü onunla 3 yıldır beraberdim ve buradaki sahte insanları herkes gibi çok satan çok okunan çok sevilen sıfatı ile biliyordu benim gibi işin gerçek iç yüzeyini bilmiyordu. Ayıp olmasın diye katlandım oturdum yerime. Konuşmacı; klişe sözler ile herkesi rahat ettirme cümleleri savuruyordu, yavaş yavaş isimler okuyup birde onlara hak etmedikleri yazar-şair unvanları koyuyordu isimlerinin başlarına ve kürsüye davet edip edebiyatın ülkemizde ki son 15 yılını değerlendirmelerini istiyordu katılımcılardan. Kürsüye kalkan herkes yapmacık duruşlar sergileyip cümlelerine bir kaç farklı terimler ekleyip sanatkâr endamını göstere göstere geri yerine iniyordu. Saat 23:18 bunalmıştım artık etrafıma bakıp duruyordum bir süre sonra, çünkü herkesin neyin ne olduğunu biliyordum bu salonda ki... Dillendirmezdim fakat bende 20 yıldır edebiyat kültür sanat dünyası ile iç içe seve seve ilgileniyordum genel gündemden çok edebiyat gündemini takip ediyordum fakat dillendirmeyi sevmezdim işte. Tam yarım kalkıp Feridun abinin omuzuna dokunup kulağına yaklaşarak "abi ben bir hava alıp geleceğim” dedim müsaademi isteyip tam doğruldum ki kulağıma bir ses geldi kürsüden. "Ve son konuşmacımız, yazar olmasa da kalemini amatör dergilerde gazeteler de gösterse de onunda bu konu hakkında söyleyecekleri vardır buyurun Sayın Arif Kaçak. Ağır çekim ile Feridun abiye baktım. Gözlerim sinir kustu ona karşı, nasıl haber vermez böyle bir şeye. Gülüyordu. Çantamı bırakıyormuş gibi yapıp Feridun abiye eğildim "Abi bu nasıl bir şaka yaşından başından utan böyle eşek şakası mı olur ne konuşacağım ben şimdi" deyip çaresizlik ile kürsüye doğru yürüdüm. En arkadan geliyordum, en öndeki nefret ettiğim sahte kişilikler kim geliyor diye merak edip kafasını arkaya doğru çeviriyordu belli ki ismimi duydukları halde ün ilgi şöhret kafalarını çok karıştırmış unutmuşlar beni. Fakat geldiğimi gördükleri an hepsinin yüzünde bir anda şaşkınlık ve hatırlama mimiği belirdi.
Uzun zamandır hiçbiri ile görüşmüyordum, kişisel olarak da görünmüyordum zaten onlara. Konuşmacı "başlamadan önce bir şey sormak istiyorum Arif Bey, isminizi hiç duymadık bu piyasa da burada geçen kayıtlarda pek duyulmayan kıyıda köşede kalan dergilerde bir kaç şiirleriniz öyküleriniz yayınlanmış o kadar, duyulmamış bilinmeyen biri olarak son 15 yıldır ülkemiz de edebiyat ne durumda ve ne duruma gidiyor bu çerçeveden değerlendirir misiniz?" dedi. Ne demeye çalışıyordu bu gerzek herif anlamamıştım doğrusu. O sorana kadar ne diyeceğimi düşünüyordum zaten. Dirseğimi kürsü masasına koyup elimi çeneme götürdüm. Sol elimle kafamı kaşıdım önüme bakıyordum. İçimde ki ses; "hiçbir zaman nefretini kusmadın bu insanlara karşı, ne yaptıklarını ne yapmaya çalıştıklarını biliyorsun en gerçek bir şekilde. Tamda sırası 3 5 kamera da kayıtta iken konuşmalısın." Diyordu. Nefes alarak "hımm, evet" dedim. En arkaya baktım Feridun abi çaresiz kaldığımı bir söyleyemediğimi gördüğü için gülüyordu eli ağzında. İçimden "peki Feridun abi sağol" dedim. Ve başladım. "Öncelikle ben bir yazar değilim. Hele edebiyat hiç piyasa değil. Bu ön sıralara koyduğunuz ve yaptıklarından dolayı onlara yazar-şair unvanı verdiğiniz kişilikler de ne yazar nede şair. Hepsini tanıyorum. Hepsinin kitaplarını okudum, söyleşilerini dinledim. Fakat onların haberi yok. Hepsinin ilk çıkış noktalarına kadar biliyorum. Primler ile reklamlar ile hırsızlık ile taklitçilik ile para ile buralara kadar geldiler. Gerçek edebiyat donanımı barındırmıyor hiçbiri içinde. Şu önde oturan ilk 15 kişinin 3 5 cilt edebiyat başyapıtlarını bile okuduklarından şüpheliyim. Fakat bu ülkede o kadar koyu koyuna dikkatsizlik saflık var ki bu konuda. Bir şeyler yazan herkesi yazar sanıyorsunuz. 3 5 dize dörtlük yazan herkesi şarkıcı şair kalıplarına yerleştiriyorsunuz bir gram sorgulamadan merak etmeden. 3 5 kitap okuyup etkilenip kitap çıkartan insanların bu gün çok satanlar listesinde yeri var. Ve bu dikkatsizlik içinde ki bu berbat durum kitap çıkartmayı piyasa haline getirdi kolay bir şey haline getirdi günlük tutma tarzı bir kalıp haline getirdi. Bu gün twitter denen sosyal paylaşım sitesinde sıfır donanımı olan bir gencin edebiyat kültür sanat adına kulaktan duyma sağdan soldan bir şeyler öğrenerek ve sırf takipçi sayısı milyonlara ulaştığı için kitap çıkarmak isteyip anında kitabını çıkartıp reklamlar ile primler ile her yerde gösteren bir edebiyat anlayışı haline geldi. Bu ön sıralarda oturan çok okunan çok satan sıfatında ki insanlar bir köşesinde bile bir söyleşisinde bile bu konuya ses çıkartmadı? Bunun gibi onlarca saçma berbat haksız durumlar var. İşte o genç çocuk şu an bu ön sıralarda oturan kişilerin çocukluk hali ve orta yaşlara gelince o çocuk bu sıfatta olacak hem de hiç hak etmeden? Kürsüye çıkarken bana kıyıda köşede kalmış dergilere sadece yazılarımı yayınladığımı söylediniz değil mi beyefendi? Ben kıyıda köşede kalan dergilerden de ziyade Fanzinlere de yazıyorum? Biliyor musunuz Fanzinleri? Belki hiç duymamışsınızdır? Belki de duymuşsunuzdur biliyorsunuzdur fakat basit olduğu için özensiz düzensiz olduğunu için görünmediği için bilinmediği için listelerin başında olmadığı için görmemezlikten geliyorsunuz değil mi? Tıpkı şu ön sıralarda oturan sahte kişilikler gibi? Çok satan en çok sevilen dergilere yazıp ne yapacağım? Onlara zaten ünlü insanlar yazıyor çiziyor yeterinde reklamlarını yapıyorlar onlar sistemlerini yerine oturtmuşken sizin de dediğiniz gibi benim gibi duyulmamış bilinmemiş kıyıda köşede kalmış birinin yazısını ne yapsınlar ki? Onlar dizi oyuncuları gibi önemli yazarları sinema tiyatro futbolcu şarkıcı vb. işleri yapan fakat aynı zamanda hepsi de ayrı ayrı bir dahi kadar düşünür yazar oldukları için dergiler onları seçiyor. Beni kim ne yapsın. Ki zaten istemiyorum. Edebiyat denen eşsiz güzellik bu ülkede bu hale geldiği için utanç duyuyorum. Ve bu duruma getiren insanlardan iğreniyorum. Geçmişte ki yazarlar-şairler neler yaşadı sırf yazar şair olduğu için? Ne zorluklar çekti işkenceler hatta öldürülenler, sırf yazdığı için o unvan da olduğu için. Gerek Türk yazarlar gerekte yabancı yazarlar, yazarlık farklı bir mertebe his ve çeşit çeşit büyüklüklerde tecrübe isteyen bir şey. İçiniz nasıl rahat olabiliyor 5 yıllık bir insana yazar-şair gibi altından kalkamayacak unvanlar vermek. Siz böyle; toplumun gözüne güzel renkli dayatmalar yaptığınız zaman bu tür şeyler basite indirgeniyor bilmeyen insanlar tarafından." Dedim. Konuşmama devam edecektim hızımı almıştım daha da önemli gerçekleri herkesin yüzüne savuracaktım ki? Kürsüde ki mikrofonu kapattılar. Şaşırmadım. Güldüm. Tabi ki de ne olacaktı yani. Nerde görülmüştü ki gerçekleri avaz avaz bağıran bir insanın tamamen söyleyeceklerini bitirdiği an nerede görülmüş? Nerede görülmüş insanlara asıl olanın yanlış yansıtıldığını bağırırken aynı zamanda bu sistemi oluşturan insanların önüne taş koyduğunuz için sizi rahat rahat konuşturdukları izin verdikleri içlerine sindirebildiklerini nerede görülmüş ben hiç şahit olmadım duymadım da. Güldüm nefret gözlerimi herkese kusarak indim aşağı. Koluma biri girdi. Güvenlik. "Heey? Napıyorsun sen?" diyerek çektim kolumu. "Sakin ol çıkıyorum zaten." deyip ellerimi cebime koydum çıktım. Hiçbir şey olmamış gibi bir sigara yaktım. Feridun abi yanıma geldi. Gülmesinden eser kalmamış. "Babacım ne yaptın yahu?" Diyerek. Bende ki bu nefret adında ki cevherimi mi soruyordu yoksa az önce yaptığım realist tirattan mı söz ediyordu anlamadım. Sigaramı ağzıma götürerek kafamı anlamadım tarzında salladım. "Ne oldu şimdi diyorum hiçbir şey yokken neden öyle alakasız şeyler söyledin?" diyerek yineledi. "Of be abi, boş ver uzun hikâye unut o dediklerimi, sen unutmasan bile o salonda ki herkes birbirine unutturmaya çalışacak her türlü sansür işleri uygulanacak rahat ol, o söylediklerim hiçbir yerde görünmeyecek duyulmayacak dikkate alınmayacak." dedim. Dertli bir ses tonu ile. "Sende belli etmiyorsun ama baya doluymuşsun bu konuda" diyerek yokladı beni. "Keşke edebiyat bu halde olmasaydı da böyle nefretlik bir donanımda olmasaydım be abi, bakma öyle güzel konuştuğuma o salonda söylediklerimin hepsi acı içinde iğrenç söylemler... Çay içelim mi yahu? Ağzım kurudu hadi gel." dedim. Haluk abinin çay evinin yolunu tuttuk. Çayımızı içtik. Evlere doğru dağıldık. Kapımın önüne geldim. Kapının önünde bir not. "Teşekkür ederim. Senin sayende bitti ödevim." Hiçbir tepki vermeden aldım buruşturup cebime koydum. Odama geçip maillerime baktım kızım lise mezuniyet elbisesinin fotoğrafını atacaktı. Bir mail gelmişti bir avukattan. Teoman Yalın benim hakkımda şikâyette bulunmuş salonda ki söylediklerimden dolayı dava açılmış. Güldüm. Ve bu kadar hızlı olmasına; söylediklerimden bu kadar rahatsız olmalarına şaşırıp bir daha güldüm.



