18519

“anlaşıldı.” dedi mete. “boğazımdaki bu gemici düğümüyle yaşama alışmalıyım.” içinde biriktirip söyleyemediği kelimeleri yutkunurken boğazında oluşan adem elmasının dili olsada konuşsa, ağzından iki kelime zor çıkardı zaten. artık onu bile mumla arayacaktık. elbette bülbül olduğu insanlar vardı ama şimdi nerdeler kim bilir. 
artık çay içmeye bile uğramaz oldu, önceden çayocağının önünden geçerken bir çayımı içip bana sataşmadan durmazdı “feridun ağbi yapıyorsun bu işi bak, çayının sırrını belgesele mi döksek ne yapsak benim terasa kadar geliyor kokusu” diye dalga geçerdi hep. 
şimdilerde kendini işine gücüne vermiş evden çıkmıyormuş gece yürüyüşleri dışında. bir ara bir rüyasını anlatıyordu gözleri gülüyordu üst üste kaç bardak çay içmişti sayamamıştım o kadar hararetliydi, bir ara gözleri doldu sara hastalığına yakalanmış nöbetler geçiriyormuş rüyasında. 
o gün anladım zaten bir şeylerin ters gittiğinin hayatında. bazen dükkanın önünden geçiyor elinde bir ukulele ertesi gün geçiyor ukulele kırılmış çöp kovasına fırlatıyor. bu aralar ne yapıyor hiç bilmiyorum 60 yaşıma geldim kendi evladımı bu kadar merak edip didiklemedim. 
gözümün önünde eriyor kendi kendini yıpratmaktan. kim için ne için uğraşıyorda kendine bunu yapıyor bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var bu çabaların aynısını pis kirli düz bir duvara yapsa çiçek açardı duvarda. bir gariplikler oluyor…