işte sırf bu yüzden araba kullanmayı sevmiyorum her trafiğe kaldığımda dağı taşı sikesim geliyor bu saatte ne trafiği ulan saat öğlen 2 geç kalıcam siktiğimin yerine ızdırabını sikeyim istanbul
"Başımız belada! Çünkü siz ve diğer 62 milyon Amerikalı şu an beni dinliyor. Çünkü %3'ten daha azınız kitap okuyor. Çünkü %15'ten daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz bu ekranda gördükleriniz. Şu an dışarıda, bu ekranda gördükleri haricinde hiç bir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran ilahi bir vahiy gibi. Bu ekranlar başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakların tek sorumlusu biziz. Ve bu dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem lanet olası propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye ne bok sorulacağını kim bilebilir! Şimdi beni dinleyin: Televizyon gerçek değildir. Televizyon lanet olası bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, bir karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır. Biz eğlence dünyasındayız.Ama sizler sa...
SÜR(GÜN) MANŞETLER Bir ülke düşündü karakter, ne de olsa öyküye girecekti önce bir evrilmesi pişmesi lazımdı. Bu ülkede bir gazetenin sahibiydi, kıyıda köşede kalmış. Sansür muzdaripi tozlu raflara sürgün edilmiş manşet kesitleri her gün onlarca davaya kışkırtmaya tehdite ortadan kaldırılmaya maruz kalan bir gazete değildi. Neydi bütün bunların sebebi? Adalet arayışı, hak arayışı, gerçeğin yüzü, imkân sahiplerine farkındalık ve duyar kazandırma aracıydı bu gazete. Karakterin sürgün ettiği manşetlerde bir engelleme veyahut kısıtlama durumu yoktu, sadece yeterli ilgi ve alaka yoktu. Bayilerin raflarında görüldüğünde bakmaya tenezzül etmiyorlardı, biliyorlardı çünkü içinde ne olduğunu. Bilinçli bir ülke... Bir babanın maddi durumunun kısıtlı olması nedeniyle kızına ilaç yetiştirememesine kayıtsız kalıyordu insanlar, bir öğrencinin sistem mağduru ya da yaşlı bir kadının trafik mağduru olmasına göz yumuyordu insanlar, bir doktorun şiddet görmesine bir öğretmenin atanamamasına küç...
Kapının sesi ile uyandım. Uyanmamak elde değildi, hayvanın biri kapıma tecavüz ediyordu. Uyuşukluğum ile kalkıp "keşke tek seferde kırsaydın da bu gürültüye maruz kalmasaydım" diye açtım kapıyı. Karşımda Feridun abi belirdi. İçimden hayvan dediğim için özür dileyip saygı duydum. Severim Feridun abiyi 55-60 yaşlarında hayatın her şeyinden vardı o adamın donanımında. "Oğlum bir gün uyanamayacaksın şu uykundan bak!" dedi. Bu onun beni selamlama şekliydi. "Abi yapma lütfen annemde yıllarca 'sen uyumaya değil ölmeye gidiyorsun' diyerek tanımlardı uykumu. Neyse nasıl gidiyor?" dedim. Çay koydum ikimize de. “İyi güzel gidiyor, seni şunun için rahatsız ettim Arifim. Bu gün 9 da Edebiyat Kültür Sanat adına konuşma yapılacak önemli kişiler de varmış ikimize yer ayırttım oturur dinleriz." dedi. Garipsedim, ama onunla tartışmaya girmemek için kabul ettim. "Tamam, kaçtım ben o zaman akşam 9 da alırım seni" dedi çıktı bir şey söylememi...