Samatya benden gizli yazar.
Evden sabah 7′de çıktım işim vardı Balatta, erken kalktığım zamanlar da gün için de gergin oluyordum. Üstüne bir de yağmur yağmaya başlamıştı iyice sinirlerim bozulmuştu neyse ki işimi erken bitirdim eve doğru koştum, kapıya gelene kadar çantamın ilk gözünden anahtarı çıkartırdım her zaman fakat şu sıralar çantamın içi yoğun olduğundan anahtarı ilk arayışta bulamadım, iyice sinirlenmeye başladım çantamı talan ettim fakat anahtar hala yoktu içinde yüksek ihtimal evde unutmuştum zaten sabah 7′ de kalkmak bir mucize iken anahtarı evde unutmam pek büyük bir şey değildi hemen affettim kendimi. Samatya da kalırım diye çantamı yeniden düzenledim attım omzuma Samatya’nın evinin yoluna tutuldum. Tam elimi tokmak konumuna getirdim, bir gülümseme aldı birdenbire. Sonra kendim içeri girerek sürpriz yapmayı istedim belki de evde değildi hiç bir şeyi hesap etmeden düşünmeden girişmiştim bu işe fakat evde değilse de beklerim onu düşüncesi geldi aklıma ve olabildiğince ses çıkartmadan Samatya’nın bana kendi evinin verdiği yedek anahtarı çıkarttım ve kapının kilidine sessizce soktum, kapıyı açtım beni Ken Hensley’in, Lady in Black şarkısı karşıladı kendi odasından geliyordu muhtemelen. Çanta mı çıkarttım askılığa asmak istedim fakat ses çıkar diye yavaşta yere koydum sessiz adımlar ile ne yaptığını kontrol etmek için yavaş ve sessiz adımlar ile odasına doğru yaklaşıyordum. Neyse ki odasının kapısı cam çerçeveliydi ve ne yaptığını görebilecek durumdaydı, kafamı yavaşça çevirerek ve olabildiğince gözlerimi hareket ettirerek odanın içini süzmeye başladım. Sırasıyla odayı bölüm bölüm incelerken Samatya’ya takıldı gözüm. Ağlıyordu. Çalışma masasının üzerinde 5-6 yazılmış yıpranmış bitmiş defter, ve yanında küçükçe bir sandık onun içerisinde de yaklaşık 8-10 defter vardı tamamen yıpranmış içerisinde duruyorlardı öylece, gördüklerime inanamadım. Çünkü bunca yıl bunlardan bir haberdim ve hiç rastlamadım bu güne kadar.
Samatya’nın önünde büyük kalınca bir defter, yanında asma kilidi olan bir defterdi ve göründüğü üzere daha 20 sayfa kadar bir şey yazmıştı, fakat ağlayarak yazıyordu. Hiç sesimi çıkartmadan ve kendimden hiç beklemediğim cambazlıklar ile gayet sessizce çantamı alıp çıktım.. En azından onu gizli yaptığı bir iş üzerinde yakalamak istemedim onu o duruma o mahçup yakalanmış bir yüz ifadesine sokmak istemedim. Eve de giremiyordum, arka mahalle de Barlar Sokağında arkadaşlarımın müzik eşliğinde takıldıkları sesler de geliyordu kulağıma fakat yanlarına gidersem kendimi tutamayıp ağır sarhoş bir halde bir yerde sızacağımı da biliyordum, yarın önemli bir görüşmem olduğu için Feridun abinin evine gitme kararı aldım bu gün onda kalıp belki de düştüğüm durumu bir nebze terapi tarzında Feridun abinin önüne kusmaya gidiyordum, günün yoğunluğu ve gerginliği hala omuzlarımdaydı derin bir iç çekerek “neyse” dedim ve Feridun abinin yolunu tuttum bu sefer.