Sayfa: 244
Samatya ile benim evimde oturuyorduk, ben kendi köşemde daktiloyu tıkırdatıyordum, o 813. kitabını okuyordu, muhtemelen 128. sayfadaydı. Samatya'ya şöyle bir döndüm baktım ve “Rahatsız oluyor musun daktilonun seslerinden” dedim. Oda “Hayır kitabımın içine dalıyorum, bazen sana bakacak olsam da o kadar güzel çalışıyorsun ki daktilonun seslerine takılmıyorum bile” dedi. Samatya çok güzel kitap okurdu, hayır bu söylediğim sizi yanıltmasın sesli olarak değil, uzaktan harikulade görünürdü kitap okurken tamamen dış dünyadan kopardı ve hiç abartısız söyleye bilirim bu kadın hayatım da en çok kitap okuyan insanların başında gelirdi, tartışmasız çok zeki bir kadındı öyle ki; bir zamanlar artık ona yeni bir şeylerden bahsetmekten vazgeçmiştim artık, çünkü her defasında şevkimi kırıyordu hevesimi heyecanımı kırıyordu, çünkü onca karışıklık onca yoğunluk arasında her şeyden haberi oluyordu ne söylesem ne anlatsam “Ben bunu bir yerde okumuştum, yada izlemiştim, yada ben bunu önceden biliyordum cevaplarını verirdi tamamen keyfim kaçardı.
"Peki, bende sana bir şey sormak isterim” dedi. “Tabi sor” dedim. İşaret parmağımı virgüle basarak beklettim yazımı.
“Peki, sen 2 tane şaheser kitap yazmış 3.‘ncüyü de ortalamış biri olarak. Neden hala bunları yayınlatmayı düşünmüyorsun? Biliyorum bu konuyu daha önce konuşmuştuk, fakat sen "işlerim var yoğunum, param da yok yayınlamak için, çevrem tanıdıklarım ailem tarafından çok kötü karşılanır sonra yayımlatıcım.” demiştin ama geçen gün seni ATM’den para çekerken gördüm paran var demek ki, ailevi sorunların git gide çığ gibi büyüyor. Akrabalarının canı cehenneme zaten. Çevrenle de eskisi gibi sık görüşmüyorsun… 1 sene geçti aradan be adam neden yayımlamıyorsun şunları hala.” Dedi. İlk cevabım: “Sen dışarı da beni mi takip ediyorsun” oldu. Sonra devam ettirdim. “Arkadaşımın hesabından borç para çekmiştim birkaç işimi halletmek için” dedim. Ve bu diyalog tartışmayla devam edecek gibi gözüküyordu, daktiloyu şöyle bir kenara çektim, masam da ona doğru döndüm ve sesimi biraz daha yükselterek devam ettim…
“Bak güzel kedim, bu konuyu daha önce de konuştuk seninle ama belki şimdi söyleyeceklerim daha çok açıklık getirecek bu kitabı yayınlama saçmalığına. Ben kitaplarımı yayınlamak istemiyorum, en azından şimdilik istemiyorum, çünkü buna hazır değilim, ki çevrem ailem de buna hazır değil keza beni tanımayan insanlar da buna hazır değil çünkü bir sürü yeni kitap çıkartanlar oldu ve hepsi de genç son 5 yılda bir sürü yeni “sözde yazar” insanlar girdi edebiyat dünyasına, bu durum beni olası bir derecede rahatsız ediyor, hiç hak etmedikleri halde yoğun ilgiler görüyorlar yazıları da açıkçası çok klişe ve günlük tarzında yazılar bunun için yayınlamak istemiyorum böyle bir karışıklık içerisinde.” Umarım Samatya’yı böyle kandırabilmişimdir bu dediklerim ile.
“Hımm anlıyorum seni.” Dedi tam bir şey söyleyecektim devam etti söyleyeceklerine. “Bak, şunu bilmeni istiyorum, sen korkaksın. İstediğin ilgiyi göremeyeceksin diye korkuyorsun. Kendimi övmekten nefret ederim fakat benim kadar çok kitap okuyan bir kadın sana; “yazdıkların harika ve bu kitapları insanları görmesi okuması lazım” diyorsa sen iyi bir yazarsın demektir bu biliyorum sana yazar denilmesinden nefret edersin fakat bu böyle sevgilim ve de şunu unutmanı istemiyorum, o son 5 yılda çıkan yeni yazarların hiç hak etmediği halde gördükleri ilgiyi sana hemen açıklayayım. Ben geçen günlerde evde canım sıkıldı açtım bilgisayarı yeni çıkan bütün yazarları araştırdım inceledim ilk yazılarına kadar sosyal medya hesaplarını ilk açtıkları zamanlara kadar inceledim ve ne buldum biliyor musun? Senin o her zaman sakındığın asla öyle şeyler yapmam dediğin şeyleri yapmış hepsi ve bence onlar öyle şeyler yaptıkları için şu an yoğun ilgiler görüyorlar; hepsi zamanın da her kese yalvarmış yazılarımı beğenin okuyun diye? Hepsi zamanın da bir sürü reklamlar yapmışlar bir sürü dikkat çekme çabalarına girmişler bu tür işlerin içine daha yeni yeni girecekken. Ve sen o kadar kendini beğenmiş ukala birisin ki sen hiçbir zaman dikkat çekme çabasında olmadığın için hiç kimseye yazılarını paylaşması için reklam verdirtmediğin için böyle bu haldesin, bunun için keşfedilmiyorsun yazıların ilgi görmüyor seni kimse tanımıyor.” Samatya yine yapmıştı yapacağını beni sözleriyle yerden yere vurup üstümü çiğnemişti yine.
Evet haklıydı fakat yapacak bir şey yoktu. Ben bu dünyaya bu şekilde girdim madem her kes o tür şeylere bulaşmış o zaman bende bu işler de ilk istisna olurum. Samatya’yı hiç beklemediği bir yerden vuracağım bu sefer.
“Samatya yazılarımı aktif bir şekilde okuyan kişi sayısı 50-60 kişiden ibaret ve 3 yıl içinde toplam 16 tebrik mesajı geldi bana mail yolu ile ben bu rakamlar için de ne kadar yükselebilirim? Ha birde… Ne yaparsak yapalım; iyi ya da kötü bunları yargılamadan yorumlamadan önce dış görünüşümüze bakacaklar adi sistemin maalesef altın kuralı bu. Aslında bir arkadaşıma yazılarımı devrederek yayınlaya bilirim kitaplarımı böylelikle o şatafatlı dünyaya hiç girmemiş olurum kalabalıktan uzak olmuş olurum ve tam da istediğin gibi sadece yazılarımın okunmasını farkına varılmasını istediğim gibi olmuş olur üstelik yakışıklı çocuk dış görünüşünden de kazanır.” Dedim gözleri açıldı sinirlendi. Bağırmaya başladı.
“Yahu nasıl böyle bir şey düşünürsün be adam onlar senin yazıların senin emeklerin nasıl o güzellikleri hiç düşünmeden bir başkasının ismini altına yazarak yayınlama düşüncesine girebilirsin. Lanet olsun tamam kahretsin tama, ben alıyorum bu sorumluluğu üzerime ben kendi adıma yayınlayacağım o kitapları ve şunu bil oradan kazandığım paralar ile sana 1 kuruş vermeyeceğim anladın mı seni ukala huysuz aptal.”
Samatya çok kızdı, fakat çok güzel bir fikir vermişti bana ki haklıydı, üstelik o bir kadın. Edebiyat dünyasında her ne kadar erkeklerin sayısı ağır bassa da kadınların okunma avantajı daha çok var böylelikle yazılarım her kese ulaşmış olurdu, ona gülerek ve geniş bir rahatlık ile cevap verdim. “Ah be kadın, derdim para olsaydı 5 yıldır ağzıma kebap girmemişti dün arkadaşımdan aldığım borç para ile kendime kebap ısmarlardım bu arada güzel fikir katılıyorum sana öyle yapalım” dedim. Verdiğim cevap gayet iç gıcıklayıcıydı, ki sinir de oldu elinde ki kitabı bana fırlattı bu ikimizin de gülmesine yeterliydi. Kitabı hava da tuttum ve şunları ekledim konuşmalarıma. “Bak bu senin 813. kitabın 1 ay içerisin de bitiremeyişine şaşırdım doğrusu, sen kitaplarını kapattığın zaman köşelerini de kıvırmazsın bak unuttun şimdi hangi sayfa da olduğunu, ama ben boşuna mı buradayım hemen söyleyeyim 128. sayfadasın Samatyacığım al bakalım kitabını” dedim. Az önce benim ona söylediğim gibi oda benim taklidimi yaparak “Sen beni mi takip ediyorsun” dedi ve devam etti. “Merak etme bay çok görücez, senin gibi genç yaşta alzaymır çekmiyorum kitaplarım da hangi sayfada kaldığımı gayet iyi hatırlayabilirim.” Dedi fakat bu kadının bu tür gelişine vuruşlarına bayılıyordum.
Güldüm tartışma orada bitmişti masama doğru döndüm daktiloyu kendime doğru çektim fakat şimdi de yazacaklarımı unutmuştum ve bu durumdan nefret ediyordum. “Kahretsin! Ne yazacağımı unuttum be kadın senin şu açtığım saçma bunaltıcı konu yüzünden” dedim. Ardından Samatya bunu duyar duymaz gülerek yatak odasına doğru kaçtı peşinden takip ettim hemen ve bu kadın çok komik koşuyordu benim kadar olmasa da..