Yeni papatya zamanı.
Telefonu çaldı. Halbuki dün bu kadar erken saate alarm kurmadı. Hatta alarm bile kurmadı. Kalktı. Telefona bakar bakmaz anladı. “Ah be Samatya. 5 yıl mı oldu şimdi? Yoksa 55 yıl mı? Neyse “sayma hiçbir zaman” demiştin; istikamet Bülbüldere mezarlığı.” dedi kendi kendine. Ve geleneğini yerine getirmek için kalktı yatağından. Banyoya girdi 5 dakika kısa bir duş aldı soğuk suyun altında bekledi, kurulandı. Aynanın karşısına geçti. Sakallarını kesti. Vazodaki dolu papatyalardan bir demet aldı defterinin arasına koydu. Mezarlığın yolunu tuttu. Nefret ediyordu bu yoldan. Sevdiği kadına kavuşacağı için gıkını çıkartmıyordu dışından. Motorundan indi. Çantasını yanına aldı, mezarına 100 metre vardı göz yaşları aktı. Adımlarını yavaşlattı, hızlı hızlı göz yaşlarını durdurmaya başladı. Mezarın başına bu şekilde oturmak istemiyordu. Kontrol etti kendini sonunda. Oturdu köşesine toprağı okşayarak “merhaba güzel gözlüm” dedi gülerek sevgi gösterisinde bulundu. “Nasıl gidiyor uykun? Rahatsız değilsin dimi? Bende iyiyim, iyi bakıyorum kendime her şey aynı sevdiceğim. ” dedi. Çantasını dizine koydu içindeki defteri ve kitabı çıkarttı. Mezarlığın üzerinde yüzlerce kurumuş papatya vardı. Buraya her geldiğinde ona yazdığı defterin içindeki önceden koyduğu papatyayı yine her zamanki gibi attı mezarına kuruyan papatyayı attı üzerine, yeni papatyayı koydu defterin arasına bir sonraki ziyaretine kadar defterin arasında kalacaktı yeni papatya, yenilenmek adına. Defterinden o hayatta yokken neler yaptığını; ona hitaben neler yaptığını yazardı ve her ziyaretinde ona okumaya gelirdi. Ha birde Cemal Süreya’dan bir şiir. Bazende kendi yazdığı şiirleri okurdu. Bunları tekrar etmeye başladı.